Welcome to erhan's website!
Devrimin Anlamı
Devrim, toplumsal düzen değişikliği demektir. İktidarı, kendisini tüketmiş olan bir sınıfın elinden yükselmekte olan diğer bir sınıfın eline geçirir. Ayaklanma anı iki sınıfın iktidar mücadelesindeki en keskin ve kritik anı oluşturur. Ayaklanma, ancak halkın ezici çoğunluğunu etrafında toplayabilecek ilerici bir sınıfa dayanıyorsa devrimi gerçek zafere ve yeni bir düzenin kurulmasına götürebilir.
Doğanın işleyişinden farklı olarak, devrim insanlar tarafından ve insanlar aracılığıyla yapılır. Fakat devrim sürecinde de insanlar kendilerinin özgürce seçmediği, tersine geçmişten gelen ve onlara tutacağı yolu dikte eden toplumsal koşulların etkisi altında hareket ederler. İşte tam da bu yüzden, devrim belirli yasaları takip etmek zorundadır.
Fakat insan bilinci, içinde bulunduğu nesnel koşulları yalnızca pasif bir biçimde yansıtmaz. Bunlara aktif bir şekilde tepki göstermeye de alışkındır. Bazı dönemlerde bu tepki yoğun, şiddetli, kitlesel bir nitelik kazanır. Hakkın ve gücün engelleri alaşağı edilir. Aslında kitlelerin tarihsel olaylara aktif müdahalesi bir devrimin olmazsa olmaz unsurudur.
Ancak en fırtınalı hareket dahi, devrim düzeyine erişemeden gösteri veya ayaklanma aşamasında kalabilir. Kitlelerin ayaklanması bir sınıfın hakimiyetini yıkmaya ve bir diğer sınıfın hakimiyetini kurmaya yol açmalıdır; ancak o zaman bir devrim yapılmış demektir. Kitle ayaklanması, kişinin canı istediğinde başlatabileceği yalıtık bir girişim değildir. Devrimin toplumun gelişiminde nesnel olarak koşullanan bir süreci ifade etmesi gibi, kitle ayaklanması da devrimin gelişiminin nesnel olarak koşullanmış bir unsurunu ifade eder. Ama ayaklanma için gerekli koşullar mevcutsa, kimse ağzını açıp pasif bir şekilde beklememelidir. Shakespeare’in de dediği gibi: “İnsan hayatta suların yükseldiği anı iyi kollamalı: O an geldiğinde davranıp denize açılırsan, yolun sonunda emeline erişirsin.”
İlerici sınıf, ömrünü tüketmiş bir toplumsal düzeni süpürüp atmak için zamanın geldiğinin farkına varmalı ve iktidarı ele geçirme görevini önüne koymalıdır. İşte burada, öngörü ve hesaplamanın irade ve cesaretle birleştiği bilinçli devrimci eylem alanı başlar. Bir diğer deyişle, partinin eylem alanı başlar.
Devrimci Parti ilerici sınıfın en iyi unsurlarını birleştirir. Koşullara uyum sağlayabilen, olayların akışını ve ritmini değerlendirebilen ve daha baştan kitlelerin güvenini kazanabilen bir parti olmaksızın, proleter devrimin başarıya ulaşması imkânsızdır. Bunlar ayaklanmanın ve devrimin nesnel ve öznel faktörleri arasındaki karşılıklı ilişkilerdir.
Bildiğiniz gibi, tartışmalarda –özellikle de dinsel tartışmalarda– muarızların bilimsel bir gerçeği saçmalığa itip değerini düşürmeleri alışıldık bir şeydir. Bu yöntem mantıkta “saçmaya indirgeme”[1] olarak adlandırılır. Biz bunun tam tersi bir yöntem izleyeceğiz: yani gerçeğe en güvenli yoldan ulaşabilmek amacıyla bir saçmalıktan başlayacağız. Ne de olsa saçmalıkların olmadığından şikayet edemeyiz. En taze ve en kabalarından birini ele alalım.
Bir tür faşist teorisyen –böyleleri de var– olan İtalyan yazar Malaparte, kısa bir süre önce darbe tekniği üzerine bir kitap çıkardı. Doğal olarak yazar, “incelemesinin” azımsanmayacak bir bölümünü Ekim ayaklanmasına ayırmış.
Lenin’in 1917 Rusya’sının toplumsal ve politik koşullarına sıkı sıkıya bağlı kalan “strateji”sinin aksine, Malaparte’ın sözcükleriyle, “Troçki’nin taktikleri tam tersine ülkenin genel koşullarına bağlı değildi.” Kitabın ana fikri bu! Malaparte kitabında sayfalarca, Lenin ile Troçki’yi, sayısız diyaloglar gerçekleştirmeye zorluyor. Öyle ki, katılımcıların her ikisi de doğanın Malaparte’ın emrine sunduğu kadar bir derinlik sergiliyorlar. Lenin’in ayaklanmanın politik ve toplumsal öncülleri konusundaki değerlendirmelerine yanıt olarak Malaparte’ın hayali Troçki’si harfi harfine şöyle diyor: “Senin stratejin çok fazla elverişli koşulu gerektiriyor; ayaklanma hiçbir şeye ihtiyaç duymaz, o kendi kendine yeter.” Duydunuz mu: “Ayaklanma hiçbir şeye ihtiyaç duymaz!” İşte, sevgili dinleyenlerim, gerçeğe ulaşmakta bize yardım edecek saçmalık.
Yazar ısrarla, Ekim devriminde Lenin’in stratejisinin değil Troçki’nin taktiklerinin zafer kazandığını tekrarlıyor. Onun sözlerine göre, bu taktikler şimdi bile Avrupa devletlerinin huzurunu tehdit ediyor. “Lenin’in stratejisi”, kelimesi kelimesine aktarıyorum, “Avrupa hükümetleri için doğrudan tehlike oluşturmamaktadır. Onlar için güncel ve sürekli tehdit Troçki’nin taktikleridir.” Yine daha somut olarak “Kerensky’nin yerine Poincare’yi koyun, Ekim 1917 Bolşevik darbesi yine aynı şekilde başarıya ulaşırdı.” Böylesi bir kitabın birçok dile çevrildiğine ve ciddiye alındığına inanmak zor.
“Troçki’nin taktikleri” aynı görevleri her durumda karşılayabilseydi, Lenin’in tarihsel koşullara bağlı stratejisinin neden gerekli olduğunu keşfetmek için boşuna çabalarız. Ve, başarı için sadece birkaç teknik reçete yeterliyse, başarılı devrimler neden bu kadar nadirdirler?
Faşist yazar tarafından sunulan Lenin ve Troçki arasındaki diyaloglar, biçimsel olarak olduğu kadar içerik olarak da baştan sona yavan uydurmalardır. Bu türden uydurmalara dünyanın her yanında sıkça rastlanıyor. Örneğin Madrid’te La Vida Del Lenin (Lenin’in Hayatı) adlı bir kitap basıldı. Bu kitaba dair sorumluluğum Malaparte’ın taktiksel reçetelerinden daha fazla değildir. Madrid’teki haftalık Estampa gazetesi, sözümona Troçki’nin Lenin üzerine yazdığı bu kitabın tüm bölümlerini önceden yayınladı. Kitap, çağdaşlarım arasında hiç kimseyle kıyaslanmayacak ölçüde değer verdiğim ve halen vermekte olduğum bu adamın anısına korkunç saygısızlıklar içeriyor.
Sahtekârları günahları ile baş başa bırakalım. Unutulmaz savaşçı ve kahraman Karl Liebknecht’in babası yaşlı Wilheim Liebknecht, “Devrimci bir politikacının derisi kalın olmalıdır” derdi. Doktor Stockmann[2] ise, çok daha anlamlı bir şekilde, toplumun düşüncelerine ters bir tarzda hareket etmeye niyetlenenlerin yeni pantolon giymekten sakınmalarını tavsiye ediyordu. Bu iki güzel tavsiyeyi bir kenara kaydederek gündemimize devam edelim.
Ekim Devrimi, düşünen bir insanın aklında hangi soruları uyandırır?
1. Bu devrim neden ve nasıl oldu? Daha somut olarak, proleter devrim neden Avrupa’nın en geri ülkelerinden birinde başarıya ulaştı?
2. Ekim Devriminin sonuçları nelerdir? Ve son olarak,
3. Ekim Devrimi sınavı geçti mi?
Date: 23 January 2007, Tuesday
Comments (0) | Add Comment
